İşte Türkiye-Yasin ŞAHİNER
Gazi M.Kemal Atatürk der ki:''Milli ekonominin temeli tarımdır.''Şüphesiz,sanayileşmenin üretim ilişkilerinde lider olduğu çağımızda Gazi M.Kemal Atatürk,bu sözü söylemekle gerçekten düşündürücü bir konuya temas etmiştir.Birçok kompradör aydınımıza göre tarım,feodal üretim tarzından kalma ilkel bir ekonominin gücünü ölçmek için kullanılan bir veridir.Onlara göre köylü sınıfı bir ülkenin çoğunluğunu teşkil ediyorsa bu ülke geri kalmıştır.Çünkü kapitalist batının öykünmeci düşünürleri olan aydınlarımız,toplumsal gelişmenin yasalarını ulusal değerlerimizin iç dinamiğinde görmek istemediklerinden emperyalist ülkelerin cemiyet yapısını tahlil etmeksizin Anadolu'ya uygulamak istemişlerdir.Durum böyle olunca önemsenmeyen tarım ve tarımdan geçinen nüfus bitme noktasına gelmiştir.Atatürk'ün tarıma bakış açısını işlerine gelmediği için incelemeyen ve analiz etmeyen kompradör aydınlarımız,ne yazıkki ekonominin temellerini ya yabancı sermayenin kucaklarına atmak istemişler ya da onların distrübütörlüğünü tercih etmişlerdir.Gazi M.Kemal Atatürk, neden kalkınmanın temel kaidelerini tarımsal üretimde görmek istemiştir?Çünkü ekonomi bilimi,toplumların temel gereksinimlerini karşılamak ve refah düzeyini yükseltmek için ortaya çıkmıştır.Tarımsız bir toplum,temel geçimini dışa bağımlı olarak devam ettireceğinden köylüsüz bir toplum düşünülemez.Gazi M.Kemal Atatürk:''Köylü,bu yurdun efendisidir.''diyerek köylüye olan ihtiyacımızı belirtmiş ve köylüyü toplumsal sınıfların en üst merhalesine yerleştirmiştir.
Cumhuriyet tarihinde ihraç ürünlerimiz arasında tarım ürünleri, gelir elde ettiğimiz önemli bir ticaret mahsülüdür.Özellikle fındık üretiminde dünyanın ilk sırasında yer alan ülkemiz,maalesef destekleme alımlarının durdurulması ile üreticiyi krize sokmuştur.ANASOL-M hükümeti ile birlikte fındık üretimine kotanın getirilmesi,AKP hükümeti ile birlikte birim fiyatın yükseltilmesi fındığa ayrılan üretim sahalarının terk edilmesine yol açmıştır.Daha önce fındığa verilen birim fiyat 4,2 iken AKP hükümeti fındığın birim fiyatını 2,3 olarak saptamıştır.Artan hayat pahalılığına karşın, fındığın birim fiyatındaki şaşırtıcı düşüşü,çiftçinin emeğini bile karşılamaz olmuştur.Dünyada fındık üretimi bakımından birinci sırayı almamıza rağmen fındığın barolar birliği ve merkezi maalesef Almanya'nın Hamburg kentinde bulunmaktadır.Almanya'da fındık üretimi,Türkiye'deki üretilen fındığın yarısı bile değilken piyasının merkezi Almanyada'dır ve birim fiyattaki dalgalanmalar Hamburg'tan yönlendirilmektedir.Dünyada fındık rezervi ve üretimi bakımından ilk sırayı almamıza rağmen,fındığın besin endüstrisinde yeteri kadar işlenmeyişi bu alanda istihdam yetersizliğine yol açmakta ve fındık üretimi sadece mevsimlik işçinin ürettiği bir sektör olmaktadır;oysa Almanya'da fındığın çikolata sanayisinde işlenmesi ve bu ürünün değişik alanlarda kullanılması öylesine gelişmiştir ki sadece çikolata fabrikalarında çalışan sayısı 500.000'i bulmaktadır.Alman çikolata sanayisi hammadde olarak kullandığı fındığın büyük bir bölümünü de ülkemizden ihraç etmektedir.Kendi ülkemizde yetişen bir ürünün bir başka ülke tarafından böylesine değerlendirilişi,kaynaklarımızın kimlere nasıl peşkeş çekildiğinin açık kantı olsa gerek.
Ülkemizin besin alanında kendi kendine yeten ülkeler arasında yer aldığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir.Özellikle Anadolu coğrafyasının 2/3'ünün karasal iklimde yer alması,buğdayın ülkemiz koşullarında rahat yetiştirilebilen ürün olduğunu ispatlar.Buğday ihracatından önemli gelir elde eden ülkemiz,köyden kente göç sonucu çoraklaşan bakımsız tarlalar yüzünden buğdayı ithal etmek zorunda kalmıştır.2009 yılı itibarı ile 5000,000 ton buğdayın ithal edilmesiyle besinde de dışa bağımlı hale gelen yurdumuz,buğday üretiminde kendi kendine yetmeyen ülke haline dönüştürülmüştür.Ekmeğin ve unlu mamüllerinin pahalılığı,her yıl beklenen zamlar,köyden kente yapılan göçlerin neticesidir.Konya Ovasında fazla ürün elde etmek amacıyla yapılan yanlış sulama yöntemlerinin aşırı buharlaşmaya neden olması,arazinin çoraklaşmasına sebep olmuş,tahıl ambarımız sayılan Konya ili bile buğday fakiri bir il haline gelmiştir.
Geçen seneye kadar pamuk üretiminde Türkiye dünya sıralamasında birinci sırayı yer almaktaydı.2009 yılındaki istatistikler,pamuk üretiminde Türkiye'nin onuncu sıraya gerilediğini ortaya koymaktadır.Özellikle sağlık sektöründe,hastane ihtiyaçlarında ve tıbbi operasyonlarda temel gereksinim olan pamuk,tüm dünya ülkelerinin gözünü ülkemize çevirmesine neden olmaktaydı.Bizim için böylesine hayati bir ürünün veriminin düşürülmesi,ihracatımızda ve pazar içi tüketimimizde büyük zararlar doğurmuştur.Pamuk üretiminde dünya lideri ve devi olan ülkemizin dokuz sıra birden geriye düşmesi,ne ile izah edilebilir?Ekonomik krizin teğet geçmesiyle mi?
2009 yılı itibarı ile hayvancılık sektöründe de vahim istatistikler göze çarpmaktadır.Küçükbaş hayvan sayısı bakımından zengin sayılan Anadolu,40 milyon koyuna sahip bir coğrafya iken 5 milyon koyunun barındığı bir bölge olmuştur.Hayvan sayısındaki bu düşüş, büyükbaş hayvanlarda da söz konusudur.5 milyon sığıra sahip olan ülkemizde şimdi 1 milyon sığır barınmaktadır.Bir sene önce kurban bayramında satılan bir koyun 350 liraya alınırken bu yılki kurban bayramında bir koyun 600 liraya satılmıştır.Canlı hayvan fiyatlarında görülen bu artış,hayvancılığın ne denli gerilediğinin açık göstergesidir.Hayvan yetiştiricisinin günden güne azalışı,hayvan cinsinin yıldan yıla bozulması Türkiye'de et mamüllerinin lüks gıda maddesi olduğunu açıklar.Bir kilogram etin 40 liraya alındığı bir ülkede,insanların eti bayramdan bayrama yediği bir coğrafyada besicilik ne derece karlı bir iştir?Köylünün canlı hayvan pazarlaması ticaret midir,külfet mi?
Dünya tarihinde Türkiye,ekonomik açıdan tarım ülkesi olarak bilinen bir ülkedir.Sanayi devrimini yaşamadığımız için diğer ülkelerle yaptığımız ekonomik rekabet ancak tarımsal mahsüllerin üretimi ve ihracatı ile mümkündür;fakat ülkemizde bulunan kompradör burjuvalar kısıtlı da olsa montaj sanayisini ülkemize getirmişler ve işsizliğin önlenmesi için istihdam yaratılmasını nispeten sağlamışlardır.Yabancı sermayenin Anadolu'daki distribütörlüğünü yapan bu kompradör burjuvalar,yabancı sermayenin kurduğu fabrikalara belirli oranda ortaktırlar.Yabancı sermayenin ülkeye tümüyle girişini kabul eden yasa değişikliğinin ardından uluslararası karteller,tröstler ve holdingler zamanında kendilerine ortak ettiği kompradör türk burjuvalarının hisselerini ödeyerek işletmelerin tamamını eline geçirtmeye başlamıştır.Örnek vermek gerekirse Adapazarında bulunan Toyota otomotiv fabrikalarında hissesi bulunan Sabancı'nın tüm hisseleri Toyota firması tarafından satın alınmıştır.Böylece Toyota'nın bütün sermayesi %100 japon sermayesine dönüşmüştür.Ülkemizin kalkınma hayalleri,yabancı sermayenin ülkeye girişi ile orantılı olduğundan hükümet, yaratılan yeni iş olanaklarını ekonominin düzelmesine işaret olarak görmüştür.Ülkemizde mağazacılık sektörünün %70'i yabancı sermayenin elindedir.Migros,Metro,Real,Carrefour ve benzeri firmalar gıda sektöründe lider firmalardır.Bu firmaların istihdam ettiği işçiler,asgari ücret ile çalışmaktadır.Bir ev kirasını dahi ödeyemeyecek bir ücretle istihdam edilen bu personeller,aynı firmaların Avrupa'da istihdam ettiği personellere oranla %50 daha ucuza çalıştırılmaktadır.Varşova Paktı'nın dağılmasıyla serbest pazar bulma rahatlığına erişen uluslararası sermaye babalarının uğrak durağı eski doğu bloku ülkeleri ve Türkiye olmuştur.Ucuz işgücü,kapitalistlerin yatırımlarında birinci ilke olduğundan bundan sonraki süreçte ülkemiz onların ağzının suyunu akıtacak bir bölge olmaya devam edecektir.Bu gidişata dur!demek isteyen herkes 2011 seçimlerinde liberal-kapitalist anlayışa defol diyerek kendine gelmelidir.



del.icio.us
Digg
Yorum gönder