Bu Ne Cüret? - Güner Yiğitbaşı
Bu ülkede haberleşme özgürlüğü diye bir özgürlük kalmamıştır.
Gizliliğin esas olduğu en temel demokratik özgürlüklerden biri olan haberleşme özgürlüğünün ayaklar altına alındığı bir ülkede, demokrasinin varlığından bahsedilebilir mi?
Görsel ve yazılı basından izledik, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının ve Yargıtay' ın telefonlarının dinleme altına alındığı ortaya çıkmıştır.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının telefonları, Ergenekon soruşturması nedeniyle dinlenmiş. Böyle bir şey olabilir mi? Akıl alacak gibi değil.
İstanbul C. Başsavcısı;
Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılık makamının, en üst mertebesindeki, en yetkili kişisi.
Soruşturmanın sahibi ve sorumlusu.
Ergenekon soruşturmasını yürüten düz savcıların amiri.
Soruşturmayı yürüten savcıları, gerektiğinde o soruşturmayı yürütme görevinden alarak, özel yetkiye konu başka bir soruşturmada görevlendirmeye dahi yetkili olan bir kişidir,
İstanbul C. Başsavcılığı görevine devam ettirildiğine göre, hukuk dışı bir eyleminin bulunmadığı anlaşılan İstanbul C. Başsavcısının, hem de emrindeki bir savcının aldırdığı bir kararla, telefonunun dinlenmesinin hiçbir haklı hukuki nedeni olamaz.
Demokratik bir ülkede yaşadığını, haberleşme özgürlüğüne sahip olduğunu zanneden Türk Ulusu, çok cüretkar büyük bir hukuk ihlali ile karşı karşıya bırakılmıştır.
İstanbul C. Başsavcısının ve Yargıtay hakim ve savcılarının telefonlarının dahi dinlendiği bir ülkede yaşayan halkımızı, bundan böyle kendi telefonlarının da dinlenmediğine nasıl inandıracaksınız?
Bu tele kulak olayı; telefonlarının dinlendiği konusunda esasen büyük bir endişe içinde olan halkımızı, iyice telaşa düşürmüş ve haberleşme özgürlüğünün gizliliği, onarılmaz derecede büyük bir yara almıştır.
Adeta cadı avı başlatılmıştır.
Büyük cüret içeren bu son tele kulak olayının; dinlenen kişi ve makamlara baktığımızda, normal bir adli soruşturmanın gereği olan bir dinleme olmadığı anlaşılmaktadır.
Kanımızca, birileri birilerinden rövanş alma peşindedir.
İşin acı olan tarafı, bu dinleme kararlarının, sözüm ona bağımsız olan hakimler tarafından verilmiş olmasıdır.
Bir hukuk adamı olan hakimlerimiz tarafından verilen yasal olmayan bu dinleme kararları, yargının gerçekten bağımsız olmadığının en çarpıcı örnekleridir.
Dinleme kararlarının, şekil olarak, salt hakimler tarafından verilmiş olmaları, asla bu kararların yasal oldukları sonucunu doğuramaz.
Kendi Başsavcısının dahi dinlenmesine aracı kılınan Ergenekon soruşturması; ülkemizde darbeleri önleme ve demokrasiyi hakim kılma amacından saptırılmış ve bizzat kendisi, Türk Demokrasisine zarar vermeye başlamıştır.
Kendi santralinin de dinlendiği ortaya çıkan Yargıtay' ın, bu demokrasi karşıtı tele kulak skandalı karşısında, halen suskun kalmış olması, dikkat çekicidir.
Yargıtayımızın, bu güne kadar, özgürlüklere ilişkin önemli konularda yerel mahkemelerimize ve savcılarımıza yol gösteren ve uygulama birliği sağlayan istikrarlı ilke kararlarını alamamış olmasının da, gelinen bugünkü hukuk dışı uygulamalara zemin oluşturduğunu, üzülerek belirtmek istiyoruz.
Ülkemizde, işkence iddiaları yıllarca gündemden düşmemiş ve Avrupa Birliği ilerleme raporlarında, ülkemiz sürekli işkence uygulamalarıyla suçlanmıştır.
Yargılanan sanıklar, yasak sorgu yöntemi olan işkence ile alınan ifadelerini inkar etmelerine rağmen, sanıkların işkence gördüklerine ilişkin şikayetlerinin, doktor raporu ile belgelenmesi yöntemi benimsenmiş, o günlerde on beş gün olan göz altı süresi içinde maddi işkencenin görünebilen izleri ortadan kalktığı için, doktor muayenesine gönderilen sanıklarda maddi işkence bulgusuna rastlayamayan doktorların düzenledikleri raporlara itibar ve manevi işkence olgusu göz ardı edilerek, işkence iddialarının rapor ile saptanamadığı gerekçesiyle, işkenceye dayalı itiraflarla yerel mahkemelerce verilen bazı kararlar, Yargıtay' ın da onayından geçebilmiş ve işkence ile aldıkları ifadelere mahkemelerce itibar edildiğini gören kolluk, işkence ile sorgulama yöntemini sürdürmüştür.
Yargıtay'ın, geçmiş yıllarda, işkence iddialarıyla sakatlanan sanık beyanlarına dayalı olarak verilen kararlarda, istikrar ve kesin tavır içeren cesur ilke kararları alamaması, ülkemizde işkence iddialarının gündemde kalmasına zemin oluşturmuştur.
Kanaatimizce, hakimler tarafından da verilse, yasa dışı Telefon dinlemelerine ilişkin görüşme tutanakları içeriğine göre yerel mahkemelerce verilen mahkumiyet kararlarının, Yargıtay incelemesi aşamasında, kendi telefonları da dinlenen Yargıtayımız tarafından mercek altına alınarak, verecekleri ilke kararlarıyla yasa dışı telefon dinlemelerine geçit verilmemesi, yasa dışı telefon dinlemelerinin önlenmesine büyük katkı yapacaktır. 13.11.2009



del.icio.us
Digg
Yorum gönder